Anasayfa / Günün Haberleri / Toprağın, Ekmeğin ve Soframızın 9 Bin Yıllık Hafızası | Reha Tartıcı

Toprağın, Ekmeğin ve Soframızın 9 Bin Yıllık Hafızası | Reha Tartıcı


Toprağın, Ekmeğin ve Soframızın 9 Bin Yıllık Hafızası - Resim : 1

Mekân seçimi son derece isabetliydi. Zira Çatalhöyük, sadece duvar resimlerinden veya arkeolojik buluntulardan ibaret bir ören yeri değil; insanoğlunun toprağa tohumu bıraktığı, ateşi evcilleştirdiği ve bir arada yaşama disiplinini soframızın etrafında kurduğu devasa bir dönüm noktasıdır.
Festivalin bu yılki temasının “ekmek” olarak belirlenmesi tesadüf değil. Çatalhöyük kazılarında ortaya çıkarılan ve yaklaşık 8 bin 600 yıllık geçmişiyle dünyanın bilinen en eski mayalı ekmek kalıntısı, bugün bize mutfak kültürümüzün nereden nereye evrildiğini sessizce fısıldıyor.

Toprağın, Ekmeğin ve Soframızın 9 Bin Yıllık Hafızası - Resim : 2
O tarihten bu yana mimarimiz, teknolojimiz, yaşam alanlarımız radikal biçimde değişse de ekmeğin etrafında kümelenme, onu bölüşme ve bereketi ortak bir dille selamlama arzumuz hiç değişmedi.
Toplum olarak düşen bir dilim ekmeği yerden kaldırıp öpüp alnımıza koymamız, sadakati ve emeği ekmekle ifade etmemiz tam da bu köklü hafızanın gündelik hayatımıza sızmış yansımalarıdır.
Lansman kapsamında sunulan tadım menüsü ise bu kadim mirası felsefi ve duyusal bir yolculuğa dönüştürdü.

Sofrada yer alan Karamık Aşı Çorbası ile başlayan tadım serüveni, doğanın vahşi ve ilkel cömertliğini yansıtan Avcı Usulü Yaban Bıldırcını ile devam etti.

Toprağın, Ekmeğin ve Soframızın 9 Bin Yıllık Hafızası - Resim : 3

Toprağın ve meraların tazeliğini hissettiren Yoğurtlu Yumurtalı Hindiba, bölgenin coğrafi ve iklimsel karakteristiklerini tabağa taşıyan Yayla Oğlağı ve bölgedeki su kaynaklarının bereketi olan Göl Balığı; Anadolu’nun tarihsel katmanlarını damakta tek tek hissettirdi.

Yemeğin ardından sunulan Meşe Palamudu Unu Tatlısı ise unun ve nişastanın henüz evcilleştirilme aşamasındaki doğallığını hatırlatması bakımından gastronomi tarihi açısından adeta canlı bir belge niteliğindeydi.

Toprağın, Ekmeğin ve Soframızın 9 Bin Yıllık Hafızası - Resim : 4

Bu özel lezzetlere eşlik eden Kuzu Kulağı ve Kuşburnu ile hazırlanan ferahlatıcı içecekler, tabağın damakta bıraktığı dokuyu derin bir dengeye kavuşturdu.
Konya sofrasını sadece birkaç tescilli yerel tarifle sınırlandırmak kuşkusuz bu coğrafyaya yapılacak en büyük yüzeysellik olur.
Çatalhöyük’ün Neolitik dönemdeki üretim disiplini; Selçuklu saraylarının incelmiş yemek estetiği, Mevlevi tekkelerinin “Ateşbaz-ı Veli” ile simgeleşen edep, sabır ve tutumluluk anlayışıyla harmanlanmıştır.
Bu topraklarda mutfak; ham malzemelerin sadece teknikle işlendiği bir zanaat alanı değil, insanın sabırla yoğrulduğu, ölçüyü ve paylaşmayı öğrendiği bir olgunlaşma alanıdır.
Günün ve tüketimin baş döndürücü bir hızla aktığı modern çağda, geleneksel mutfağın bize sunduğu en büyük değer belki de bu sabırdır.
Hamurun mayalanma süresi, yemeğin ağır ateşte demlenmesi ve sofrada geçirilen vakit bize yavaşlamayı öğretir.
3-6 Eylül tarihlerinde Kalehan Ecdat Bahçesi’nde gerçekleşecek festival, bu derin birikimi koruma ve yarınlara taşıma noktasında önemli bir işlev üstleniyor.
Doğru kurgulanmış böyle organizasyonlar, yerel mirasın hak ettiği ciddiyetle ele alınmasına katkı sağlarken, coğrafyamızın hikâyesini de nitelikli bir dille geleceğe fısıldamaya devam ediyor.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir