Anasayfa / Günün Haberleri / Kan şekeri mi, enerji çöküşü mü… Bildiğiniz her şeyi unutun: Hastalık değil, enerji krizi | Dr. Hüseyin Nazlıkul, M.D. PhD.

Kan şekeri mi, enerji çöküşü mü… Bildiğiniz her şeyi unutun: Hastalık değil, enerji krizi | Dr. Hüseyin Nazlıkul, M.D. PhD.



Modern insan tarihte hiç olmadığı kadar uzun yaşıyor.

Ancak aynı zamanda tarihte hiç olmadığı kadar çok ilaca ihtiyaç duyuyor, daha fazla kronik hastalığa sahip oluyor ve daha genç yaşlarda metabolik çöküş belirtileri göstermeye başlıyor.

Bugün dünyada milyonlarca insan farkında olmadan metabolik sendromla yaşıyor. Aslında metabolik sendrom bir hastalık değildir. O, organizmanın uzun süredir verdiği yardım çığlığının adıdır.

Karın çevresinin genişlemesi, insülin direnci, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, yüksek trigliserid düzeyleri ve kronik yorgunluk birbirinden bağımsız sorunlar değildir. Bunlar bedenin bozulan regülasyon ağının farklı yüzleridir.

Yıllardır klinikte karşılaştığım hastalarda aynı tabloyu görüyorum: Kan şekeri yükseliyor. Karın çevresi genişliyor. Uyku kalitesi bozuluyor. Kronik inflamasyon artıyor. Bağırsak fonksiyonları değişiyor. Kişi daha az hareket ediyor, daha çok yoruluyor ve giderek kendi bedeninden uzaklaşıyor. Sorun yalnızca alınan kaloriler değildir. Sorun, organizmanın enerji yönetme kapasitesini kaybetmeye başlamasıdır.

METABOLİK SENDROM BİR ENERJİ HASTALIĞIDIR

İnsan bedeni milyarlarca hücreden oluşan kusursuz bir enerji sistemidir. Her hücre enerji üretmek zorundadır. Bu enerji üretiminin merkezi mitokondrilerdir. Günümüzde kronik stres, yanlış beslenme, çevresel toksinler, hareketsizlik, uyku bozuklukları ve kronik inflamasyon mitokondrilerin performansını azaltmaktadır.

Sonuçta kişi daha fazla enerji almak için daha fazla yemek yerken, hücreler bu enerjiyi kullanamaz hale gelir. İnsülin direnci tam da bu noktada ortaya çıkar. Metabolik sendromun temelinde yalnızca şeker metabolizması değil, enerji metabolizmasının bozulması vardır.

YAĞ DOKUSU BİR DEPO DEĞİL, BİR ORGAN

Eskiden yağ dokusunun yalnızca enerji depoladığı düşünülürdü. Bugün biliyoruz ki özellikle karın içi yağ dokusu aktif bir endokrin organdır. Bu doku sürekli olarak inflamatuar sitokinler üretir.

TNF-alfa, IL-6 ve diğer inflamatuar mediyatörler yalnızca damarları değil; Beyni, karaciğeri, bağışıklık sistemini, otonom sinir sistemini etkilemektedir. Bu nedenle metabolik sendrom yalnızca kilo sorunu değildir. Düşük yoğunluklu kronik inflamasyon hastalığıdır.

SORUN KARACİĞERDE DEĞİL, REGÜLASYONDADIR

Birçok hasta yağlı karaciğer nedeniyle başvuruyor. Kimisi yüksek tansiyonla geliyor. Kimisi diyabet öncesi dönemde. Kimisi kronik yorgunluk ve uyku bozukluğu yaşıyor. Oysa bunların çoğu aynı ağacın farklı dallarıdır. Regülasyon tıbbının bakış açısına göre asıl soru şudur: “Bu organizma neden kendi dengesini koruyamıyor?” Çünkü hastalık çoğu zaman organlarda başlamaz. Hastalık önce regülasyon sistemlerinde başlar.

OTONOM SİNİR SİSTEMİ VE METABOLİK ÇÖKÜŞ

Regüle Yaşam Longevity kitabımda ayrıntılı olarak anlattığım gibi insan bedeninde sağlık, sempatik ve parasempatik sistem arasındaki uyumla mümkündür. Modern yaşam ise insanı sürekli alarm durumunda tutmaktadır.

Sürekli çalışan sempatik sistem; kortizolü artırır, insülin direncini yükseltir, yağ depolanmasını hızlandırır, uyku kalitesini bozar, kronik inflamasyonu artırır.

Bugün metabolik sendromun görünmeyen nedenlerinden biri de otonom sinir sisteminin kronik dengesizliğidir. Bu nedenle yalnızca kan şekeri ölçmek yeterli değildir. Kişinin stres yükünü, HRV değerlerini ve otonom sinir sistemi regülasyonunu da değerlendirmek gerekir.

BAĞIRSAK: METABOLİZMANIN SESSİZ ORKESTRA ŞEFİ

Son yıllarda bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan çalışmalar tıbbın yönünü değiştirmiştir. Bağırsak florası bozulduğunda: insülin direnci artabilir, açlık-tokluk dengesi bozulabilir, kronik inflamasyon yükselebilir, karaciğer yağlanması hızlanabilir.

Bu nedenle metabolik sendrom tedavisinde yalnızca kalori hesabı yapmak yeterli değildir. Bağırsak florasının yeniden yapılandırılması gerekir. Disbiyozis, Candida yüklenmesi, histamin intoleransı, gluten duyarlılığı ve geçirgen bağırsak gibi durumlar değerlendirilmelidir.

ECM: UNUTULAN ORGAN

Regülasyon tıbbının temel kavramlarından biri de Ekstraselüler Matriks’tir (ECM). Hücreler arasında bulunan bu yaşam ortamı; besin taşır, atıkları uzaklaştırır, hücreler arası iletişimi sağlar.

Kronik inflamasyon, ağır metaller, pestisitler ve çevresel toksinler ECM’de yüklenmeye neden olabilir. Bu yüklenme arttığında hücresel iletişim bozulur. Bugün birçok kronik hastalığın temelinde yalnızca organ bozuklukları değil, ECM düzeyinde ortaya çıkan iletişim problemleri bulunmaktadır.

Bu nedenle gerçek tedavi yalnızca hastalığı baskılamak değil, organizmanın yeniden regüle olmasını sağlamaktır.

NÖRALTERAPİ VE REGÜLASYONUN YENİDEN KURULMASI

Nöralterapiyi yalnızca ağrı tedavisi olarak görmek büyük bir eksiklik olur.

Nöralterapi; otonom sinir sistemini, damar tonusunu, doku perfüzyonunu, regülasyon kapasitesini destekleyen önemli bir tedavi yaklaşımıdır.

Bozucu alanların tedavisi, diyafragma regülasyonu, segment tedavileri ve ganglion uygulamaları organizmanın yeniden dengeye ulaşmasına katkı sağlayabilir.

LONGEVİTY BİR HAP DEĞİL, BİR YAŞAM BİÇİMİDİR

Bugün herkes uzun yaşamaktan söz ediyor. Oysa önemli olan yalnızca uzun yaşamak değildir. Sağlıklı, üretken ve bağımsız yaşayabilmektir.

Gerçek longevity; doğru beslenme, düzenli hareket, kaliteli uyku, sağlıklı bağırsak florası, güçlü mitokondriler, dengeli otonom sinir sistemi, temiz bir ECM üzerine kuruludur.

Metabolik sendrom modern çağın sessiz salgınıdır. Ancak aynı zamanda önlenebilir ve büyük ölçüde geri döndürülebilir bir süreçtir. Yeter ki yalnızca laboratuvar sonuçlarına değil, organizmanın bütününe bakabilelim. Çünkü sağlık bir organın değil, regülasyonun hikayesidir.

Nöralterapi ve Hüseyin Nazlıkul’un diğer tedavi yöntemlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Buradan; https://www.huseyinnazlikul.com/icerik/noralterapi-tedavisi-213

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir