Anasayfa / Günün Haberleri / Orhan Miroğlu’ndan Musa Anter’i ve suikast gecesini anlattı

Orhan Miroğlu’ndan Musa Anter’i ve suikast gecesini anlattı


Musa Anter‘in öldürüldüğü gece, Diyarbakır çoktan karanlığa gömülmüştü.

1992’nin eylül ayıydı. Şehir, her akşam olduğu gibi erken saatlerde tenhalaşıyor, dükkânlar kapanıyor, insanlar evlerine çekiliyordu. Çünkü o yıllarda Diyarbakır’da gecenin ne getireceğini kimse bilmiyordu. Sabahlar çoğu zaman yeni bir ölüm haberiyle açılıyor, akşamlar başka bir cinayetin söylentisiyle kapanıyordu.

O gece Musa Anter, kendisine iletilen bir görüşme teklifini kabul etti. İddiaya göre, eski PKK mensuplarından oluşan bir grubun yeniden örgütle barışmak istediği, bu görüşmede arabuluculuk yapmasının beklendiği söylenmişti. Ancak yıllar sonra ortaya çıkan tablo, bu buluşmanın bir barış görüşmesinden çok, önceden hazırlanmış bir tuzak olduğunu gösteriyordu.

Anter’in yanında Orhan Miroğlu da vardı.

Miroğlu, cezaevinden yeni çıkmış, yeni evlenmiş, henüz sivil hayatını yeniden kurmaya çalışan genç bir adamdı. Musa Anter’in kendisine görüşmenin gerçek mahiyetini anlatmadığını yıllar sonra öğrendi. Eğer anlatmış olsaydı, “Aman ağabey, gitmeyelim” diyeceğini söylüyor bugün. Belki Musa Anter’i vazgeçiremezdi ama o gece kendisinin o arabaya binmeyeceğinden emin.

Kısa süre sonra silahlar patladı.

Musa Anter, Diyarbakır’da öldürüldü. Orhan Miroğlu ise o geceden ağır yaralı çıktı. Aradan geçen 34 yıl boyunca cinayetin ardındaki isimler, devlet içindeki yapılanmalar, JİTEM iddiaları ve kayıp arşivler tartışıldı. Bir kişi tetiği çeken şüpheli olarak yargılandı, ancak Miroğlu’na göre cinayetin emrini verenlere hiçbir zaman ulaşılamadı.

Bugün Musa Anter dosyası zamanaşımına uğramış durumda. Buna rağmen Adalet Bakanlığı bünyesinde faili meçhul suçları araştırmak üzere kurulan yeni dairenin, 1990’ların karanlık dosyalarını yeniden ele alabileceği konuşuluyor.

Odatv, Musa Anter cinayetinin tanığı, aynı zamanda davanın mağduru ve takipçisi olan eski AKP milletvekili Orhan Miroğlu ile 34 yıl sonra o geceyi, cinayetin nasıl işlendiğine dair bildiklerini ve Türkiye’nin faili meçhullerle gerçekten yüzleşip yüzleşemeyeceğini konuştu.

“Musa Ağabey’e kurulmuş bir tuzaktı. Ben de kendimi bir anda o tuzağın içinde buldum” diyen Miroğlu, o geceden bugüne uzanan zinciri anlattı.

Musa Anter’e böyle tuzak kurdular… Gizlediği bilgi ölümü getirdi… Orhan Miroğlu’ndan o gecenin bilinmeyenleri… Gözler Adalet Bakanlığı’nda - Resim : 1
Orhan Miroğlu ile İstanbul’da görüştük.

‘MUSA ANTER’LE BERABER PEK ÇOK DOSYA AYDINLANABİLİR’

Odatv: Adalet Bakanlığı Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı pek çok dosyaya mercek tutmaya başladı. Onlardan birinin de Musa Anter cinayeti olması bekleniyor. Ama cinayetin üzerinden 34 yıl geçti, dosya zamanaşımına uğradı. Artık bir mahkeme yok bu davayla ilgili. Sizce dosya yeniden açılır mı?

Orhan Miroğlu: Dosya açılabilir ve sadece Musa Anter değil birçok faili meçhul suikast dosyası aydınlatılabilir. Yeter ki devletimizin ilgili kurumları ellerindeki bilgi ve belgeleri söz konusu daire ile sistemli bir biçimde paylaşma fırsatı bulabilsinler, paylaşsınlar. Bir ifşa döneminin kapılarını aralamak için herkes elini taşın altına koymak için cesur bir tavır koysun ortaya.

Bu dava süreçleri zaman zaman gündeme geliyor ama maalesef bazı istisnalar hariç mutlu sonla bitmiyor. Dolayısıyla Adalet Bakanlığının, Sayın Akın Gürlek’in ve yeni kurulduğu belirtilen Daire Başkanlığının meseleye çok daha bütünlüklü, derinlikli ve Türkiye’nin geçtiği bu alacakaranlık yıllarını aydınlatmaya dönük bir inançla, bir hafıza üzerinden bakabileceğine inanmak gerekir.

Ben şahsen inananlardan biriyim.

Kolombiyalı Yazar Juan Gabriel Vasquez’in çok etkilendiğim romanının isminden esinlenerek söyleyeyim. Bizim yaşadığımız ‘Enkazın Şekli’ne ve enkazın yarattığı toplumsal siyasal sonuçlara bakmanın zamanı geldi de geçiyor bile.

‘AKIN GÜRLEK’TEN RANDEVU İSTEDİM’

Odatv: Bakanlığa bir başvurunuz oldu mu sizin?

Orhan Miroğlu: Bakanlığa ilk başvuruyu Musa Ağabeyin kızı Rahşan Anter adına avukatı yaptı. Ben de bir on gün kadar önce Bakanımızdan bir randevu talebinde bulundum, haber bekliyorum.

Hem mağduru hem de davacısı olduğum Musa Anter dosyasını halen takip etmekteyiz. Dava 2022’de zamanaşımına uğradığında Anayasa Mahkemesine zamanaşımına yönelik itirazımızı yaptık, o itirazın sonucunu bekliyoruz şimdi. Önümüzdeki süreçte, bu tür davalarla ilgili zamanaşımı meselesi bir şekilde aşılmazsa AİHM süreci söz konusu olabilecek.

İçinde bulunduğumuz zaman da önemli burada.

Hem “Terörsüz Türkiye” süreci hem de örgütün tasfiye edilecek olması, silahsızlanma aşaması… Bütün bunlar aslında geçmişin bu alacakaranlık dönemlerinde işlenen suçların aydınlatılmasını da zorunlu kılıyor. Toplumun ruhen rahatlamasının, toplumun vicdanen rahatlamasının başka yolu da yok.

‘GEÇMİŞ SUİKASTLARLA FETÖ’NÜN İLGİSİ VAR’

Musa Anter’e böyle tuzak kurdular… Gizlediği bilgi ölümü getirdi… Orhan Miroğlu’ndan o gecenin bilinmeyenleri… Gözler Adalet Bakanlığı’nda - Resim : 2
Musa Anter 72 yaşında suikast sonucu hayatını kaybetti.

Odatv: 34 yıl sonra bu cinayet gerçekten aydınlatılabilir mi?

Orhan Miroğlu: Tabii ki aydınlatılabilir. Sadece bu cinayet değil, yani 90’lı yıllarda bölgede işlenen birçok cinayet istenirse aydınlanabilir.

Şimdi o dönemdeki faili meçhul cinayetlerden sorumlu tutulan kişiler şu ya da bu şekilde karşımıza çıkabiliyorlar. Bazen bir işadamı, bazen sözüm ona terör uzmanı bazen darbeci kimliğiyle. Geçmişte işlenen suçların bütün o cinayetlerin dava konusu olma süreci, oradaki aktörler bir anda yer yarıldı da kaybolmadılar.

Onların bir kısmını FETÖ’nün Türkiye’ye ve iktidara dönük çeşitli operasyonlarında gördük. Mesela Necip Hablemitoğlu cinayetinde var bu işbirliği. Hablemitoğlu cinayeti bu evsafta bir cinayet.

Ama bakıyorsunuz 90’lı yıllarda bölgede işte Kürt aydınlarına, Kürt siyasetçilere, sivil insanlara karşı işlenmiş suçlarda ismi geçenlerle karşılaşıyorsunuz bu tür davalarda.

Odatv: Yani FETÖ cinayetleriyle 90’lı yılların cinayetlerinde kesişen noktalar mı var?

Orhan Miroğlu: Tabii ki çok var, birçok cinayette var. Hatta vaktiyle MİT’teki kadro değişikliğe talip olan, yani “Ben MİT’in yeni başkanı olabilirim” diyen eski bir 90’lı yıllar faili, FETÖ desteği de almaya çalışıyor arkasına. Ama Hablemitoğlu da o dönemde işte bu FETÖ’nün Türkiye’deki işlerini gündeme getiren kitaplar yazıyor. Yani hadise biraz Uğur Mumcu hadisesine benziyor. Tabi ki Uğur Mumcu’da FETÖ parmağı var mı yok mu onu söyleyemem. Yani henüz öyle bir şey yok. Önceleri bir İran cinayeti, İranlıların işlediği bir cinayet gibi görüldü ama hiç kimse de, ailenin kendisi de dahil buna hiçbir zaman inanmadı.

Odatv: İran devleti de bunu kabul etmedi.

Orhan Miroğlu: Ve sonuçta herkes şunda galiba ikna da oldu. Devletin içindeki bir takım gruplarla PKK arasındaki ilişkileri deşifre etme aşamasındayken Uğur Mumcu öldürüldü. Yani şu an bu dosyaya bakıldığı zaman karşılaşılacak ilk şey, ilk tespit bu olur diye düşünüyorum.

Güldal hanımı (Mumcu) cinayetten sonra ziyaret eden Mehmet Ağar, duvardan bir tuğla çekersem duvar yıkılır diyor, Yeşil de (Mahmut Yıldırım) uğruyor eve ama aile almıyor içeriye hatırladığım kadarıyla, Güldal hanımın anı kitabında ayrıntıları var.

Yani demek istediğim şey şu, deyim yerindeyse cezasız öldürenler, siyasi ortam ne olursa olsun yıllarca cezasız öldürmeye devam ettiler. Ama bazen bunun merkezi JİTEM’di, bazen FETÖ’ydü, bazen başka bir şey vardı.

Bu bakımdan bu tarihin içinde bir süreklilik var ve bu sürekliliği sağlayan hala aramızda ve hayatta olan kişiler var. Asıl ifşa oradan başlamalı.

Musa Anter davası dahil, tetiği çeken şüpheliler yakalanıyor, yargılanıyor, Anter davasında da böyle oldu, biri 5 yıl hapis yattı vesaire falan ama tepedeki inisiyatife, bu kararları alanlara bir türlü ulaşılamadı.

Odatv: Bir tek Hrant Dink dosyasında oldu… Yani Ramazan Akyürekler, Ali Fuat Yılmazerler orada suçlandı ve tutuklandı.

Orhan Miroğlu: Yani evet, orada oldu. Çünkü Hrant Dink davası bir kere Batı’nın da çok hani ilgi duyduğu bir davaydı… Batılı kurumların vesaire. Çok özel koşullarda yürütülmüş, Türkiye’de herkesin sahiplendiği bir mağduriyet olayı olarak ortaya çıkan bir cinayet oldu. Bu cinayet bir yönüyle Türkiye’nin barışı aradığı bir dönemde işlendi.

Hrant Dink benim de aralarında olduğum ve 7 Ocak’ta Ankara’da yapılan Türkiye Barışını Arıyor Konferansının çağrıcıları arasındaydı. Yaşar Kemal’i açılış konuşması için ikna etmiştik, geldi açılış konuşmasını yaptı. 12 gün sonra da 19 Ocak’ta Hrant öldürüldü.

O konferansta hiç unutmadığım bir şey söyledi Hrant, bir tespitte bulundu. Yani bir uyarma manasında: “Bakın” dedi, “geçen yüzyılda işte Ermeni meselesinde olanlar, o kışkırtmalar, Ermeni halkının provoke edilmesi, sonra da istismar edilmesi, tehcir…Çok dikkatli olmak lazım, biz böyle bir felaket yaşadık.” Aynen şu kelimeyi kurduğunu hatırlıyorum: “Aman ha, aman ha!” diye seslendi salondaki Kürt dinleyicilere.

Ama sonra maalesef Hrant Dink cinayeti de bilerek veya bilmeyerek biraz siyasallaştırıldı. Yani toplumun o sahiplenme duygusunu boşa çıkaran çok şey yapıldı. Hrant’ın dostları adı altında bir grup arkadaş, yani deyim yerindeyse acının paylaşılmasının mümkün olmaktan çıkardılar. Anmalarda toplanan kalabalıklar azaldı, birçok insan sonraki anmalara katılmadı veya katılamadı mesela.

Yani bu aslında Sivas’tan tutun, bizim Doğu-Güneydoğu’da işlenen bütün cinayetlerin başına gelen bir hadisedir. Bile bile yalnızlaşma …

Odatv: Sloganlardan mı bahsediyorsunuz?

Orhan Miroğlu: Sloganlar var tabi ama salt bu değil, siyasallaştırma. Bir cinayetin bilgi kirliliğiyle anlaşılmaz hale gelmesinin yolu böyle açılıyor maalesef, bilerek veya bilmeyerek. Madımak katlimında da öyle oldu. Bugün Başbağlar Katliamı’nı kınayan birçok insan Madımak’ı görmez, Madımak’ı kınayan insan Başbağlar’ı görmez. Ve bu tabii ki insaniyet mücadelesine hak arayışlarına zayıflık katar, güç katmaz.

Odatv: Ama sanki Türkiye’nin değişimiyle beraber bu süreçte biraz değişmedi mi? Yani Başbağlar’a daha farklı bir bakış açısı gelmedi mi?

Orhan Miroğlu: Biraz kıpırdama var ama yani benim bu meselelere baktığım zaviyeden söyleyecek olursam, çok da makbul bir yerde olduğumuzu söyleyemem doğrusu. Başbağlar’ın anmasına kim ve kaç kişi gidiyor ki? Sivas’a işte belli çevreler falan gidiyorlar, tabii ki gidilsin. Mutlaka gidilmelidir de. Ama aynı ölçüde, aynı hassasiyet Başbağlar için de gösterilebilseydi, belki o dönemden bugüne gösterilebilseydi, bu acıları Türkiye yaşamak zorunda kalmazdı.

Yani cezasızca öldürenlere toplumun “Dur” demesi daha güçlü olurdu. Kanunlar, yasalar, ne bileyim, operasyonlar, yargılamalar bir yere kadar. Önemli olan toplumun “Dur” diyebilmesi.

ETA bir cinayet işledi, Madrid’de 2 milyon insan yürüdü. Bu dünyada böyle oluyor. Ama ne bileyim, geldi birçok işte PKK mensubu olsun, JİTEM mensubu olsun, sağda solda eylemler yaptı, katliamlar yaşandı. İşte Suruç, Ankara Garı… Ve böyle bir halk tepkisi olmadı Türkiye’de yani.

Odatv: Birleşmeye yol açmadı…

Orhan Miroğlu: Evet doğru. Bu acılar bir halkı, bir toplumu, bir milleti ayrıştırmaz, birleştirir aslında. Ve birleştirdiği zaman da bu acılara “Dur” deme imkanı daha güçlü ölçülerde artar.

Odatv: Batı’nın Türkiye’yi bölememesinin esas nedeni “Bizim Türküyle, Kürdüyle hep birlikte bir bütün olmamız” denir… Yani, bu yüzden bir bölücü hamle Türkiye’de işlemiyor…

Orhan Miroğlu: Bu da denendi tabii ki. Yani 40 yıldır yaşadığımız şey bu denemeler değil miydi?

70’li yıllarda bir örgüt kuruluyor, dağa çıkma manifestosu yayınlıyor. “Biz ulus olarak eriyoruz, erimektense dağda mücadele edelim” diyor. Ve bu hikaye Türkiye’nin 40 yıllık, 45 yıllık siyasi tarihine mal oluyor. Yani dışarıdaki inisiyatifleri hesaba katmadan bu dönemi anlayamayız.

Bugün artık silahların gömülecek olmasının ihtimalden çıkıp gerçeğe dönüşmesi; ulusal aklın, akılların güçlenmesi yoluyla oldu.

Yani 12 Eylül’ün mirası bu konuda son derece öğreticidir. Yani 12 Eylül Türkiye’de bitti ve 83-84’te işte serbest seçimler, parlamento yeniden açıldı değil mi? Ama Doğu-Güneydoğu o dönemde bir şiddet hareketiyle, bir terör hareketiyle karşı karşıya kaldı. Eruh-Şemdinli baskını… Diyarbakır Cezaevi ayrı bir yerde duruyor. Yani Metris’te de tabii ki çok kötü şeyler oldu, ne bileyim Mamak Cezaevinde de oldu. Ama orada, Diyarbakır Cezaevinde uygulanan programın gayesi, tümü işte 15 yaşından tut en fazla 20 yaşında olan gençlere dağa giden yolları açmaktı.

Şimdi daha iyi anlıyoruz içinden geçtiğimiz tarihi. Bir tarihin içinden geçtiğiniz zaman onu o zamanda değerlendirme şansınız olmaz, tarihin demlenmesi lazım, bir zaman geçmesi lazım. Zaman geçtikten sonra ne olduğuna baktığınız zaman tabloyu net bir biçimde görürsünüz. Dolayısıyla 12 Eylül’den başlayarak Amerikan müdahaleleri, CIA müdahaleleri… Düşünün ki darbe oluyor Türkiye’de, CIA raportörleri merkeze faks çekiyorlar… “Bizim çocuklarımız başardı” diyorlar. Düşünün ki Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı “Maaşlarımızı CIA ödedi” diyor.

Şimdi bütün bunların Türkiye’nin güvenliği ve iyiliği için olduğuna herhalde kimse inanmıyordur. Türkiye’nin bir bölünme riskiyle karşı karşıya kalması ve eğri oturup doğru konuşalım, PKK’nın varoluş amacı Türkiye’nin bölünmesiydi. Yani bunun için yola çıkıldı. Ama sizin söylediğiniz çok doğru, Türkiye’de öyle bir kaynaşma, öyle bir nasıl desek entegrasyon maddi-manevi anlamda gerçekleşmişti ki PKK’nın yürüttüğü silahlı mücadele stratejileri başarı sağlayamadı. Ve işte netice ortada. “Sadece silahlarınızı bırakın, gelin Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı insanlar gibi yaşayın” deniliyor onlara. Ama başından beri PKK’nın inandığı bu değildi ki. Silahla Türkiye Cumhuriyeti’ni her türlü talebimi karşılamaya mecbur edeceğim, mantık buydu. Ama bu mecburiyeti biz bu çözüm sürecinde görmedik. Çünkü yok öyle bir mecburiyet. Zaten yoktu, bir ilüzyondu yani. Ama ne oldu? Bedelleri çok ağır oldu. Türkiye’ye çok ağır oldu. İster Kürt olalım, ister Türk olalım. Yani çok ağır bedelleri herkes payına ne düştüyse ödedi. Durum bu.

BUGÜNKÜ ORHAN MİROĞLU O GECE ANTER’E NE DERDİ?

Musa Anter’e böyle tuzak kurdular… Gizlediği bilgi ölümü getirdi… Orhan Miroğlu’ndan o gecenin bilinmeyenleri… Gözler Adalet Bakanlığı’nda - Resim : 3
Orhan Miroğlu

Odatv: Peki, Musa Anter cinayetine gelirsek… 34 yıl önce bu kadar riskli bir görüşmeye izin verir miydiniz, engel olur muydunuz? Yani “Hayır, gitmeyelim” der miydiniz mesela?

Orhan Miroğlu: Demez olur muyum, elbette derdim. Musa Ağabey’e kurulmuş bir tuzaktı bu. Bu tuzağın bir anda içinde buldum kendimi. Yani bu tuzaktan haberim olsa, yani Musa Ağabey mesela otele gidip onu aldığım zaman bana dese ki “Bir samimi itirafçı grup var, bunlar PKK ile barışmak istiyorlar, biz bunu çözmeye gidiyoruz.” dese, “Aman ağabey” diyeceğim. Yani onu caydıramasam bile kendim gitmeyeceğim. Çünkü Diyarbakır’ın ortamı belli; saat 5-6 oluyor, herkes dükkanını kapatıyor, gidiyor evine çekiliyor.

Her gün tanıdığımız, tanımadığımız bir sürü insanın ölüm haberleriyle uyanıyoruz, ölüm haberleriyle yatıyoruz. Böyle bir ortamda bu tuzağın mahiyetini bilsem en azından kendim gitmezdim, açık söyleyeyim. Ama bunu maalesef söylemedi bana. Yani benden gizledi Musa Ağabey. Bir arazi davası var onu çözeceğiz dedi. Ta ki vurulduğumuz o sokakta bir katil ve elinde silahı bir katille başbaşa kaldığımız o vurulma anına kadar. Tetiğe basmasına saniyeler kala, Musa ağabey Kürtçe bunlar samimi itirafçı bir gruptur, PKK’yle barışmak istiyorlar’ dedi. O anda eyvah dedim, ama yapılacak hiç bir şey yoktu.

Odatv: Kendisi nasıl inandı peki?

Orhan Miroğlu: İnanmıştı, inanmıştı. Hogir, Cemil Işık diye eski bir PKK’li… Köy basmaları, köy yakmalarında çok faal rol oynamış biri. Sonra Abdullah Öcalan bunu işte kızağa alıyor, köy baskınlarından sorumlu tutuyor vesaire. İşte “Biz yapmadık da Hogir yaptı bu işleri.” gibi… Hogır kaçıyor bir şekilde. Ondan sonra bu, JİTEM’in elemanı haline geliyor. Ahmet Cem Ersever, Zaho’ya gidip bunu Diyarbakır JİTEM Merkezine getiriyor. Ama bu daha önce Mardin bölgesinde çalışmış. Musa Ağabey kendi köyünde uzun yıllar yaşadı. 89’a kadar orada yaşadı. 89’da PKK’den o tehdit içeren malum mektupları falan alınca terk etti köyünü, geldi İstanbul’a yerleşti. Hikaye böyle devam etti. Hogir, Musa Ağabey’i arıyor, birçok şey karanlıkta ama elde ettiğimiz bilgilerle de asıl meselenin, bu cinayetin nasıl işlendiğini de az çok tahmin edebiliyoruz. Diyor ki “Ben PKK ile tekrar barışmak istiyorum, sen arabulucu ol.” Musa Ağabey de tabii nedir? Bir Kürt aydını. Üstelik bütün ömrünü bu mücadeleye vermiş bir insan. Samimi itirafçıların kötü işler yaptığını da biliyor. Musa ağabey Kürtler biribirini vurmasın, zarar vermesin diye her fedakarlığı yapabilir bir karakterde. Samimi itirafçılar ise çok zarar veriyorlar o dönemde… İtirafçı mekanizması Diyarbakır Cezaevi’nde başladı. Diyarbakır Cezaevi’nde 90’lı yıllarda çıkan samimi itirafçıların büyük bir bölümü JİTEM’in tetikçisi haline geldi. Emniyet ve JİTEM’de adeta istihdam edildi. Böyle bir gerçekliği var bu işin.

Odatv: Örgüt bunu biliyorsa nasıl tekrar geri alıyor bu samimi itirafçıyı?

Orhan Miroğlu: Örgüt seni geri alıyoruz dememiş ki. Musa Ağabey, Hogir’a inanıyor büyük bir ihtimalle. Hogir’a inanıyor ve o görüşmeyi kabul ediyor. Hogir da JİTEM’le anlaşmış. Musa Ağabey’in infaz kararı Ankara’da alınmış. Ama bir yol, yöntem lazım. Yeşil MİT’e verdiği ifadede Anter cinayetinde ‘PKK’nin kafa adamlarından birini kullandım’ diyor. Kim bu kafa adam Hogır mı, başka biri mi, aydınlanabilmiş değil. Karar alınıyor Ankara’da peki ama nasıl ve nerde işlenecek cinayet o safhaya geliniyor.

İstanbul’dayken evine gidiliyor, evine baskın yapılıyor. Başaramıyorlar. Kapıyı açmıyor gelenlere Musa ağabey. Sonra bu kumpas kuruluyor kendisine. Diyarbakır’a bir şekilde davet alıyor, bir kitap festivali var diye. Ama sürekli tedirgindi. Diyarbakır’a davet edilmeden önce de bu tedirginliği vardı. Birçok arkadaşıyla bu tedirginliğini paylaştığını biliyoruz. Arabulucu olmayı kabul ediyor.

Eğer Musa Ağabey bana bunu söyleseydi, ben onun gitmemesi için elimden geleni yapardım. Ama bunu başaramasam bile en azından kendim gitmezdim. Cezaevinden yeni çıkmışım, yeni evli bir insanım, arayışlarım var, yani iş peşindeyim, bütün medeni haklarım alınmış, yasal hiçbir hakkım yok. Böyle bir durumda neden böyle bir riski üstleneyim ki?

NEDEN ÜSTÜNE DÜŞÜLMEDİ?

Odatv: Susurluk Raporu’nda Musa Anter cinayetine yer veriliyor. 2006’da AİHM kararı var, etkili soruşturma yapılmamıştır deniliyor. 92’deki cinayet, tamam hadi JİTEM diyelim her neyse, Ahmet yaptı, Mehmet yaptı diyelim. 2022’de artık JİTEM iddiasının J’si kalmamışken, siyasi iktidar değişmişken, Türkiye farklı bir eğilimdeyken neden mahkemeler bu cinayetin üstüne düşmediler? Niye zaman aşımına uğradı bu dosya?

Orhan Miroğlu: Çünkü burada devletin aldığı pozisyona bakmak lazım. Yani geçmişin ihlallerine dönük olarak bugün tabii ki bir çok iş yapıldı bu alanda. En azından bu davaların yargılama süreciyle buluşması sağlandı. Ne bileyim, operasyonlar oldu Musa Anter cinayetinde olduğu gibi vesaire. Yani bir yargı süreci falan yaşandı. Ama ben hep şunu söylüyorum; bütün bu davaların ifşa olması için en önemli şey şudur: Devletin elindeki bilgilerini mahkemelerle paylaşması. E tabii ki işte orada sorun başlıyor. Bakın Musa Anter öldürüldükten sonra eşi, Allah rahmet eylesin Hale Yenge, İsveç’ten çıktı İstanbul’a geldi. İstanbul’da bir MİT yetkilisi, muhtemelen ya bölge, İstanbul bölge MİT’inin bir yetkilisi ya da merkezden bir yetkili -onu bilemeyiz, bilmemiz de mümkün değil- gidiyor, Hale Hanım’a diyor ki: “Hale Hanım, Musa Bey’in öldürülmesinde bizim hiçbir dahlimiz söz konusu değildir. Yapanları biliyoruz.”

Bu önemli bilgiyi de Hale hanım Yaşar Kaya’yla paylaşıyor da ordan öğreniyoruz. “ Kuşatmadan İnfaza Musa Anter Cinayeti” isimli kitapta rahmetli Yaşar Kaya’nın bana yazdığı mektup ve benim cevabım var.

Musa Anter’e böyle tuzak kurdular… Gizlediği bilgi ölümü getirdi… Orhan Miroğlu’ndan o gecenin bilinmeyenleri… Gözler Adalet Bakanlığı’nda - Resim : 4

Devlet, birilerinin kendi çıkarları için kullanılmış adamların sorumlu tutulacağı bu suçların ifşasında çok da istekli davranmadı, devlete yakıştıramadı diyelim. Devletin itibarını korumak veya başka sebepler olabilir bilemiyorum.

Şimdi ne olur onu da bilmiyorum.

Mesela Musa Anter’in öldürülme kararını Ankara almışsa, ki Abdulkadir Aygan bunu açıkça söylüyor. Zaten Musa Anter gibi ömrü, hayat hikayesi Cumhuriyet tarihiyle özdeş bir kişinin katledilmesini bölge birimleri falan alamaz yani. Dolayısıyla biz mesela Musa Anter davası açıldıktan sonra yaptığımız bütün taleplerimizin başında bu geliyordu. Devletin bu cinayetle ilgili arşivlerinde olan bilgilerin paylaşılması talebi. Tabii zaman zaman birtakım şeyler geldi mahkemeye ama maalesef olayı aydınlatmaya çok da elverişli belgeler değildi bunlar.

Odatv: Zaten açıkçası işte “Gidin Musa Anter’i öldürün.” diye bir resmi yazılı belge olamaz yani.

Orhan Miroğlu: Hayır, hiçbir zaman öyle bir şey olmaz. Karar alınır, öyle tabii. Yani öyle bir şey yok.

Odatv: Belli başlı şeyler olur. O tarihlere ilişkin harcırah vesaire..

Orhan Miroğlu: Yani karar alındı derken gayrıresmi karar alınmış, öyle resmi bir şey yok zaten. Ama gayrıresmi bu işlerle ilgili birimler, ki o dönem bu birimin adı JİTEM’dir. Burada alınmış bir karar var. Kararın hayata geçirilmesi için de Ahmet Cem Ersever görevlendiriliyor. Ama Ahmet Cem Ersever, Yeşil’le, yani Mahmut Yıldırım’la pek anlaşamadığı için -bunu da yani yerelde bir iktidar çatışması gibi düşünebilirsiniz- eski bir samimi itirafçı PKK’li kızı alıyor, ismi Neval galiba, sevgilisi olduğu iddia ediliyor, her neyse. Ve Adıyaman’a gidiyor. Yani ihale Yeşil’e kalıyor.

‘YEŞİL’İN YAŞAMA İHTİMALİ YÜKSEK’

Odatv: Sizce Yeşil yaşıyor mudur hala?

Orhan Miroğlu: Hiçbir şey diyebilecek durumda değilim. Ama yaşama ihtimali yüksek gibi geliyor bana. Yani böylesi bir figür, böylesi bir adam yani yaşamak için kendince mutlaka hazırlığını yapmıştır. Kaldı ki onunla çalışan insanlar da bir şekilde onun başka kimliklerle toplumun içinde veya yurt dışında yaşamasını sağlayacak envai çeşit imkanlara sahipler. Meseleye böyle baktığınız zaman yaşama ihtimali yüksektir diyorsunuz. Ama bu kadar çok şey bilen, bu kadar çok faili meçhul cinayete imzasını atmış bir insanın da muhtemelen bildikleriyle birlikte toprağa gömülme ihtimalini de göz ardı edemiyorsunuz.

O yüzden burada bundan sonraki soruşturmalar için Adalet Bakanlığı’nın attığı bu adım çok önemli, desteklenmelidir. İnsan hakları kuruluşları, sivil toplum, siyaset kurumu, devletin başka başka kurumları bu adımın arkasında durmalıdırlar. Bunu ben çok önemsiyorum. Çünkü burada bir toplumsal rıza üretmek gerekir. Geçmişle yüzleşme söz konusu olduğunda, bu davaların yeniden açılmasının en önemli meselesi şudur: Bir toplumsal kabul var mı karşınızda? Yani bir toplum “Evet ya, bu karanlık geçmişle artık hesaplaşalım. Bu defteri kapatalım. Kim suçlu, kim değil bunu bilelim” diyor mu? Güçlü bir biçimde ama diyor mu? Bunu söyleyen bir toplum, söyleyen bir Türkiye Adalet Bakanlığı’nın da İçişleri Bakanlığı’nın da MİT’in de gücüne güç katar diye düşünmek lazım.

Odatv: Musa Bey neden korumasız geziyordu?

Orhan Miroğlu: Korumanın bir anlamı yok ki. Gaffar Okkan hadisesine bakalım. İnşallah o dava da yeniden açılır. Gaffar Okkan yanında korumalarıyla birlikte Diyarbakır’ın ortasında öldürüldü. Bir çok üst rütbeli komutan da aynı şekilde suikastlarla yok edildi.

Koruma olsa ne yazar, silahın olsa ne yazar?

Sezim Sungur

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir